Page 87 - Bİ MAGAZIN OCAK 2026
P. 87
Bi RÖPORTAJ
87
Hukuk eğitimi alıp, savcılık mesleğinden emekli oldunuz. Sizi o
dönemlerde karikatür ve resme çeken şey neydi?
KARİKATÜRLE BAŞLAYAN SANAT SERÜVENİ
Sanatla kurduğum ilişki ortaokul yıllarında ilk kez yaptığım YILLAR SÜREN SAVCILIK MESLEĞİYLE KESİŞTİ,
bir yağlı boya çalışmasıyla somutlaştı. Resim dersinde
hazırladığımız tuvallere herkes bir reprodüksiyon seçmişti; TUVALE TAŞINDI VE EMEKLİLİKLE BİRLİKTE
ben bir Fransız ressamın eserini yorumladım. Çalışmam henüz BU YOLCULUK HIZ KAZANDI. İSMET EFE,
bitmeden öğretmenim Özay Soydabaş, eseri tamamladığımda İNSANLIK HALLERİNİ, KADININ TOPLUMDAKİ
kendisine vermemi istedi. Resim bittiğinde tabloyu sınıfta sundum YERİNİ VE DOĞAYLA KURDUĞUMUZ KIRILGAN
ve öğretmenim de bana sarı bir zarf verdi. Tablom öğretmenim
tarafından satın alınmıştı. Bu yaptığım ilk yağlı boya çalışmanın İLİŞKİYİ RESİMLERİYLE ANLATIYOR.
değer görmesi sanatla bağımın güçlenmesi açısından belirleyici
bir deneyimdi.
Ortaokulu dereceyle bitirdikten sonra meslek lisesine yönelmeyi ve kazandım. Böylece sanat alanında doğrudan bir akademik
düşünürken, öğretmenim Aynur Hanım’ın yönlendirmesiyle eğitim alma imkânım olmadı.
akademik eğitime devam etme kararı aldım ve İzmit Lisesi’ne
başladım. Buna rağmen üretimden hiç kopmadım. Çarşaf Mizah Dergisi’nde
yaklaşık üç buçuk yıl boyunca çalıştım. Aynı dönemde Semih
Yağmurlu bir günde pencereden dışarısını izlerken bir Balcıoğlu, Nehar Tüblek, Zeki Beyner, Bülent Düzgit ve Öznur
arazözün yolları ıslattığına tanık oldum. Gördüğüm manzarayı Kalender gibi ustalarla aynı dergide yer almak benim için başlı
kâğıda aktardım. Bu çizim ilk karikatürüm oldu. Ardından gelen başına bir okul oldu. Atölye ortamında, gözlem ve sohbet yoluyla
denemelerle karikatür, benim için güçlü bir anlatım dili hâline edindiğim deneyimler sanatsal bakışımı derinleştirdi. Bu süreçte
geldi. Sömestr tatilinde İzmit’te karşılaştığım bir karikatür sergisi benim gibi karikatür kökenli bir ressam olan Muhsin Kut’un etkisini
bu alanda üretme ve sergi açma hayalini kurmama vesile oldu. ayrıca anmak gerekir. İzmir’in Karaburun ilçesinde Cumhuriyet
Sergi Rıfat Sezeralp’e aitti ve lisede Rıfat ile aynı sınıftaydık Lise Savcısı olarak görev yaptığım yıllarda tanıştık. İncek köyündeki
yıllarında, arkadaşım Rıfat Sezeralp’in öncülüğünde Kocaeli yazlığında ve atölyesinde yaptığımız uzun sohbetler, ufkumu
Karikatürcüler Grubu’nun kuruluşunda yer aldım. O yıllarda genişletti. Akademik bir sanat eğitimi almamış olsam da, araştırma,
Karikatürcüler Derneği’nin güçlü ve muhalif yapısı içinde, gözlem ve deneme–yanılma yöntemleriyle kendi ifade biçimimi ve
grubumuz İzmit’te aktif bir üretim ve paylaşım alanı oluşturdu. görsel dilimi zaman içinde oluşturdum.
Kısa süre sonra, grubu temsilen Karikatürcüler Derneği’nin
düzenlediği Uluslararası Karikatür Yarışması organizasyonuna Savcılık ve sanat. Dışarıdan bakıldığında zıt gibi görünebilir. Siz bu
davet edildim. iki dünyayı kendi içinizde nasıl dengelediniz, birbirini besleyen yönleri
oldu mu?
Henüz yirmi yaşındayken Akşehir’de, Aziz Nesin, Turhan
Selçuk, Tan Oral, Eflatun Nuri ve Şadi Dinççağ gibi mizah ve Savcılık mesleği ile sanat, dışarıdan bakıldığında birbirine zıt
karikatür dünyasının önemli isimleriyle aynı ortamda bulunmak, alanlar gibi görünse de bu iki dünyanın birlikteliği benim için hiçbir
sanat anlayışımı derinden etkiledi. Bu karşılaşmalar, sanatın zaman bir çatışma yaratmadı. Asıl fark zihinsel değil, fiziksel
yalnızca bir ifade biçimi değil, aynı zamanda toplumsal bir çalışma ortamlarında kendini gösteriyordu. Mizah dergisinde
duruş olduğuna dair bilincimi pekiştirdi. Bugün üretimlerim karikatür çizerken içinde bulunduğum ortam yaklaşık yüz kırk
erken yaşta kurduğum bu temasların ve deneyimlerin birikimi metrekarelik bir salonda, yan yana dizilmiş masalar, erken gelenin
olarak; gözleme, eleştiriye ve anlatıya dayalı bir çizgide istediği yere oturduğu esprilerin, şamatanın ve yaratıcılığın havada
şekillenmektedir. uçuştuğu bir atmosferdi. Kâğıttan uçakların birbirine fırlatıldığı
bu alan, kolektif bir üretim mekânıydı. Bu ortamdan adliyedeki
Sanat yolculuğunuzda kendinizi geliştirmek için aldığınız bir makam odasına ve duruşma salonuna geçmek, adeta sıcak sudan
sanat eğitimi oldu mu? Ya da her şeyi kendi içsel sezgilerinizle mi çıkıp soğuk suya girmek gibiydi. Ancak bu geçiş, içsel bir kopuşa
keşfettiniz? değil, tam tersine bir dengeye işaret ediyordu.
Sanat yolculuğumun merkezinde her zaman Güzel Sanatlar Yıllar içinde karikatür sanatı sayesinde gelişen toplumsal ve
Fakültesi’nde eğitim alma isteği vardı. Ancak öğrenimim bireysel farkındalığım, araştırma, gözlem ve az çizgiyle çok şey
süresince aynı zamanda çalışma olanağı sağlayacak devam anlatabilme becerim, yürüttüğüm soruşturmalara doğrudan ve
mecburiyeti olmayan bir bölüm tercih etmem gerekiyordu. Bu olumlu katkılar sağladı. Soruşturma süreçlerinde yüzlerce, hatta
nedenle ilk tercihim olarak İstanbul Hukuk Fakültesi’ni yazdım binlerce ifade alıyor, bu ifadeleri inceliyor, cezaevlerinde tutuklu
OCAK 2026

